5 Aralık 2016 Pazartesi

Mustafa Türkeş-Türkiye'nin Kısır Döngüsü

http://haber.sol.org.tr/yazarlar/mustafa-turkes/kisir-dongu-172171

"15 Temmuz’dan bugüne iktidar “FETÖ ile başkası mücadele edemez; bugünkü iktidar alternatifsizdir” görüşünü insanların beynine çivilemek istiyor.
İktidar Gülen cemaati soruşturmasının kendi mensuplarına bulaşmasından korkuyor, ihtimaldir ki çorap söküğü gibi durduramayabilirler. İktidar klasikleşen yöntemine başvuruyor: Gülen cemaatinin yalnızca kendi içlerinde olmadığını, muhalefet partilerinin içinde de bulunduğunu bu nedenle sorumluluğun paylaşılması gerektiğini dile getirerek muhalefet partilerine aba altından sopa gösteriyor.
Öte taraftan ise tekrar bir “Dava” söylemine başvurulduğu görülüyor, peki ama bu dava nedir? Tek cümle ile günümüz koşullarında kapitalizmin İslami modelini hayata geçirmek olarak tarif edilebilir."

"İktidar partisi içinde ise tedirginlik var: Eski ortakları şimdi hasım. Kim kimi ne zaman ve nasıl gammazlayacak korkusu içinde bulunanlar azımsanmayacak sayıda. İktidarın üst yöneticileri ve il ilçe yönetimlerinde bulunanlar FETÖ soruşturmalarının kendilerine yönelmesini istemiyorlar. Mensuplarının çoğunun şöyle ya da böyle etkileneceğinin farkındalar; ne de olsa on yıl fiili ortaktılar.  Öküz de halen yaşıyor; bazıları ortaklığın niçin bozulduğunu anlamakta zorlanıyor. İktidar 17/25 Aralık 2013’ü milat ilan ederek kendi tabanını tamamen karşısına almamaya özen gösteriyor. İlerde geçmişe yönelik af çıkartırsa şaşırtıcı olmayacaktır. Gerçek o ki, iktidar bütünüyle Gülen cemaati ile ilişki içindeydi. Bu gerçeği önce ikrar, sonra inkâr ederek veya hukuki olmayan milat tanımlaması yaparak kapatmak pek mümkün görünmüyor. İktidar ilişki gerçeğini yaygınlaştırarak sorumluluğu paylaşmak istemektedir."

"İktidar dış politikada da alternatifsiz olduğu kanısını yaymaya çalışıyor. Bunu şöyle bir döngü içinde yapıyor: Dış ilişkisinde bir aktör ile sürtüşmeye girdiğinde hemen başkasına yanaşmaya çalışıyor, orada da yaşanan krizden çıkmak için diğer aktörlere yöneliyor. Her yeni yönelimde karşı tarafa bir şeyler vererek kriz sarmalı içinde kendi iktidarını sürdürebilir kılmayı hedefliyor.
Örneklere bakalım: ABD ve AB ile gerginlik yaşadığında Putin’e Şanghay İşbirliği Örgütü’ne bizi alın diyen yaklaşım, hızla Rusya Federasyonu ile çatışma sürecine girdi ve yanlış düşman edindi. Davutoğlu’nu uzaklaştırıp Rusya ile ilişkisini yeniden düzeltiyor, karşılığında Rusya’ya ve ABD’ye bir şeyler veriyor. Elbette karşı taraftan da bir şeyler alabiliyor. Dış politikanın rasyonel al-ver ilişkisi olduğunu düşünüyorsanız işte büyük yanılgı burada. İktidar al-ver ilişkisini tasarlarken alternatifsizliğini kanıksatmak istiyor. İncirlik üssünün kullanımı bunun için net bir örnek; önce ABD’nin sonra Almanya’nın da kullanımına açıldı. Ne karşılığında? Irak’ta sınır ötesi operasyon yapılması ve YPG’nin Fırat’ın Batısına geçmesine izin verilmemesi karşılığında. Peki, bu durum Fırat’ın doğusundaki durumu kabul etmek anlamına gelmiyor mu?"

"Fırat Kalkanı operasyonunda iktidar Rusya ile al-ver ilişkisine girmiş durumda, burada ABD ile ilişkisinin daha gergin olacağı aşikâr. Hatırlayalım, iktidar Rusya ile ilişkisini bozduğunda Suriye denkleminin dışına itilmişti. Rusya ile ilişkiyi düzelterek tekrar bu denklemin içinde yer almaya çalışıyor. Fırat Kalkan’ı operasyonunun ABD-Türkiye-Rusya üçlüsünün uzlaşısı olduğu açık. Türkiye’nin Cerablus’a girmesine izin verilmesi karşılığında ABD, YPG’nin Fırat’ın doğusunda varlığının tanınmasını garantiye alması, Rusya’nın ise IŞİD’in Türkiye üzerinden Kafkasya ve Rusya Federasyonu’na geçişinin önüne geçilmiş olması, ayrıca ABD’nin Kürt koridorunu tamamlamasının ötelenmesi. İlerde koridorun tamamlanması daha güneyden denenebilir. Buna Rakka’da yaşanacak çatışma ve ABD’de başkanlık seçiminden sonra karar verileceğini tahmin etmek mümkündür.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder