19 Aralık 2016 Pazartesi

Eşitsizlik Üzerine

https://dunyadanceviri.wordpress.com/2016/12/16/nobel-odullu-ekonomist-stiglitz-esitsizlik-kendiliginden-ortaya-cikmadi-yaratildi/#more-4643

Bu eleştirilerin Nobel Ekonomi ödüllü bir iktisatçıdan gelmesi epey ilginç:

"Bugün karşı karşıya olduğumuz eşitsizlik ne kadar sıra dışı olursa olsun, eşitsizliğin kendisi yeni bir şey değil. Ekonomik ve politik gücün yoğunlaşması Batı’nın kapitalizm öncesi toplumlarında birçok bakımdan çok daha aşırıydı. O zamanlar, din eşitsizliği hem açıklıyor hem de haklı çıkarıyordu: toplumun tepesindekiler ilahi bir hak nedeniyle oradaydılar. Bunu sorgulamak sosyal düzeni veya hatta Tanrı’nın iradesini sorgulamaktı.
Ama modern ekonomistler ve siyaset bilimciler için, ve aynı zamanda da antik Yunanlılar için, bu eşitsizlik önceden belirlenmiş bir sosyal düzen meselesi değildi. İktidar–çoğu zaman askeri iktidar–eşitsizliklerin temelindeydi. Militarizm ekonomiyle ilgiliydi: fatihlerin, fethettiklerinden, mümkün olanın en fazlasını almaya hakları vardı. Antik çağlarda doğa felsefesi diğer insanlara başkaları için araçmış gibi davranmakta genel olarak bir sorun görmedi. Antik Yunan tarihçisi Tukididis’in ünlü sözünde dediği gibi, “hak, dünyanın işleyişi bakımından, sadece güç olarak eşitler arasındaki meseledir, güçlü ne yapabiliyorsa yapar ve zayıf çekmesi gereken acıyı çeker.”"

"On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında baskın hale gelen–ve hala baskınlığını koruyan–teori “marjinal verimlilik teorisi” adını taşıyordu; daha verimli olanlar topluma yaptıkları daha fazla katkıyı yansıtan daha yüksek gelirler elde ediyorlardı. Rekabetçi piyasa, arz talep kanunlarıyla çalışarak her bir bireyin katkısının değerini belirliyor. Birisinin zor bulunur ve değerli bir becerisi varsa, piyasa onu üretime olan daha büyük katkısı nedeniyle uygun biçimde ödüllendirecektir. Becerisi yoksa geliri  düşük olacaktır."

"Rantçılık birçok biçim alabilir: hükümetten gelen gizli ve açık transferler ve sübvansiyonlar, piyasayı daha az rekabetçi yapan kanunlar, var olan rekabet yasalarının gevşek uygulanması ve şirketlerin diğerlerinden faydalanmasını veya maliyetleri toplumun geri kalanına yıkmasını sağlayan yasalar. “Rant” terimi asıl olarak toprak sahibi başka hiçbir şey yapmadan sadece toprağa sahip olduğu için bu ödemeleri aldığından toprağın hasılatını tanımlamak için kullanılmıştır. Bu, örneğin gösterdikleri çaba karşılığında bedel olarak ücret alan işçilerin durumuyla çelişir. “Rant” terimi daha sonra sadece bir tekeli kontrol ettiği için alınan gelir anlamında tekel karlarını veya tekel rantlarını kapsayacak şekilde genişletildi. Sonunda terim benzer sahiplik iddiaları üzerine sağlanan gelirleri içerecek şekilde daha da genişletildi. Hükümet bir şirkete şeker gibi bir ürünün sınırlı miktarda (kota) ithalatı için ayrıcalıklı bir hak verirse o zaman bu hakların sahipliği sonucunda üretilen ekstra hasılata “kota rantı” denir.
Rantçılık sadece Ortadoğu, Afrika ve Latin Amerika’nın kaynak zengini ülkelerinde yaygın değil. Bizimki dahil modern ekonomilerde de yaygın. Bu ekonomilerde bir çok biçimde alabilir, bazıları petrol zengini ülkelerdekine çok benzer de olabilir: devlet varlıklarını (petrol veya maden gibi) adil pazar fiyatlarından daha düşük fiyatla satın almak.
Rantçılığın bir diğer biçimi de işin öteki tarafıdır: hükümete pazar fiyatlarının üzerinde (rekabetçi olmayan tedarik) ürünler satmak. İlaç şirketleri ve askeri yükleniciler bu tür rantçılıkta uzmanlaşmışlardır. Açık hükümet sübvansiyonları (tarımda olduğu gibi) veya gizli sübvansiyonlar (rekabeti azaltan ticaret kısıtlamaları veya vergi sisteminde gizlenen sübvansiyonlar) kamudan rant sağlamanın diğer yollarıdır."

"Gelir dağılımının zirvesindekilere bakarak, Amerika’nın eşitsizliğindeki bu yönü hissedebiliriz. Çok azı teknolojiyi yeniden şekillendiren mucitler veya doğa yasalarına dair anlayışımızı yeniden şekillendiren bilim insanlarıdır. Dehası ile modern bilgisayarın temelindeki matematiği insanlığa sunan Alan Turing’i düşünün. Veya Einstein’i. Veya (Charles Townes’in kilit rol oynadığı) lazerin mucitlerini veya transistörün mucitleri John Bardeen, Walter Brattain ve William Shockley’i düşünün. Veya modern tıbbın temelini oluşturan DNA’nın gizemini açıklayan Watson ve Crick’i. Refahımıza bu kadar büyük katkı sağlayanlardan hiçbirisi ekonomik sistemimiz tarafından en çok ödüllendirilenler arasında yer almıyor.
Bunların yerine gelir dağılımının zirvesindeki insanlar öyle ya da böyle iş hayatı dâhileri. Steve Jobs veya arama motorları ve sosyal medya yenilikçilerinin kendi alanlarında dahi olduğunu iddia edenler olabilir. Jobs ölümünden önce Forbes’un dünyanın en zengin milyarderleri listesinde 110. sıradaydı, Mark Zuckerberg 52. Ama bu “dâhilerin” pek çoğu imparatorluklarını Forbes listesine hiç çıkmayan World Wide Web’in (İnternet Sunucular Ağı) mucidi Tim Berners- Lee gibi devlerin omuzlarında inşa ettiler. Berners-Lee milyarder olabilirdi ama olmamayı seçti, fikrini ücretsiz olarak erişilebilir kıldı ve bu da internetin gelişimini büyük oranda hızlandırdı.
Gelir dağılımının tepesindekilerin başarılarına daha yakından bir bakış, dehalarının epeycesinin, piyasa gücünü ve diğer piyasa arazlarını suiistimal etmenin daha iyi yollarını tasarlamakta ve birçok durumda, siyasetin daha genel olarak toplum için çalışmaktansa kendileri için çalışmasını sağlamanın daha iyi yollarını bulmakta yattığını gösteriyor."


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder