https://dunyadanceviri.wordpress.com/2016/12/16/nobel-odullu-ekonomist-stiglitz-esitsizlik-kendiliginden-ortaya-cikmadi-yaratildi/#more-4643
Bu eleştirilerin Nobel Ekonomi ödüllü bir iktisatçıdan gelmesi epey ilginç:
"Bugün karşı karşıya olduğumuz eşitsizlik ne kadar sıra dışı olursa
olsun, eşitsizliğin kendisi yeni bir şey değil. Ekonomik ve politik
gücün yoğunlaşması Batı’nın kapitalizm öncesi toplumlarında birçok
bakımdan çok daha aşırıydı. O zamanlar, din eşitsizliği hem açıklıyor
hem de haklı çıkarıyordu: toplumun tepesindekiler ilahi bir hak
nedeniyle oradaydılar. Bunu sorgulamak sosyal düzeni veya hatta
Tanrı’nın iradesini sorgulamaktı.
Ama modern ekonomistler ve siyaset bilimciler için, ve aynı zamanda
da antik Yunanlılar için, bu eşitsizlik önceden belirlenmiş bir sosyal
düzen meselesi değildi. İktidar–çoğu zaman askeri
iktidar–eşitsizliklerin temelindeydi. Militarizm ekonomiyle ilgiliydi:
fatihlerin, fethettiklerinden, mümkün olanın en fazlasını almaya hakları
vardı. Antik çağlarda doğa felsefesi diğer insanlara başkaları için
araçmış gibi davranmakta genel olarak bir sorun görmedi. Antik Yunan
tarihçisi Tukididis’in ünlü sözünde dediği gibi, “hak, dünyanın işleyişi
bakımından, sadece güç olarak eşitler arasındaki meseledir, güçlü ne
yapabiliyorsa yapar ve zayıf çekmesi gereken acıyı çeker.”"
"On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında baskın hale gelen–ve hala
baskınlığını koruyan–teori “marjinal verimlilik teorisi” adını
taşıyordu; daha verimli olanlar topluma yaptıkları daha fazla katkıyı
yansıtan daha yüksek gelirler elde ediyorlardı. Rekabetçi piyasa, arz
talep kanunlarıyla çalışarak her bir bireyin katkısının değerini
belirliyor. Birisinin zor bulunur ve değerli bir becerisi varsa, piyasa
onu üretime olan daha büyük katkısı nedeniyle uygun biçimde
ödüllendirecektir. Becerisi yoksa geliri düşük olacaktır."
"Rantçılık birçok biçim alabilir: hükümetten gelen gizli ve açık
transferler ve sübvansiyonlar, piyasayı daha az rekabetçi yapan
kanunlar, var olan rekabet yasalarının gevşek uygulanması ve şirketlerin
diğerlerinden faydalanmasını veya maliyetleri toplumun geri kalanına
yıkmasını sağlayan yasalar. “Rant” terimi asıl olarak toprak sahibi
başka hiçbir şey yapmadan sadece toprağa sahip olduğu için bu ödemeleri
aldığından toprağın hasılatını tanımlamak için kullanılmıştır. Bu,
örneğin gösterdikleri çaba karşılığında bedel olarak ücret alan
işçilerin durumuyla çelişir. “Rant” terimi daha sonra sadece bir tekeli
kontrol ettiği için alınan gelir anlamında tekel karlarını veya tekel
rantlarını kapsayacak şekilde genişletildi. Sonunda terim benzer
sahiplik iddiaları üzerine sağlanan gelirleri içerecek şekilde daha da
genişletildi. Hükümet bir şirkete şeker gibi bir ürünün sınırlı miktarda
(kota) ithalatı için ayrıcalıklı bir hak verirse o zaman bu hakların
sahipliği sonucunda üretilen ekstra hasılata “kota rantı” denir.
Rantçılık sadece Ortadoğu, Afrika ve Latin Amerika’nın kaynak zengini
ülkelerinde yaygın değil. Bizimki dahil modern ekonomilerde de yaygın.
Bu ekonomilerde bir çok biçimde alabilir, bazıları petrol zengini
ülkelerdekine çok benzer de olabilir: devlet varlıklarını (petrol veya
maden gibi) adil pazar fiyatlarından daha düşük fiyatla satın almak.
Rantçılığın bir diğer biçimi de işin öteki tarafıdır: hükümete pazar
fiyatlarının üzerinde (rekabetçi olmayan tedarik) ürünler satmak. İlaç
şirketleri ve askeri yükleniciler bu tür rantçılıkta uzmanlaşmışlardır.
Açık hükümet sübvansiyonları (tarımda olduğu gibi) veya gizli
sübvansiyonlar (rekabeti azaltan ticaret kısıtlamaları veya vergi
sisteminde gizlenen sübvansiyonlar) kamudan rant sağlamanın diğer
yollarıdır."
"Gelir dağılımının zirvesindekilere bakarak, Amerika’nın
eşitsizliğindeki bu yönü hissedebiliriz. Çok azı teknolojiyi yeniden
şekillendiren mucitler veya doğa yasalarına dair anlayışımızı yeniden
şekillendiren bilim insanlarıdır. Dehası ile modern bilgisayarın
temelindeki matematiği insanlığa sunan Alan Turing’i düşünün. Veya
Einstein’i. Veya (Charles Townes’in kilit rol oynadığı) lazerin
mucitlerini veya transistörün mucitleri John Bardeen, Walter Brattain ve
William Shockley’i düşünün. Veya modern tıbbın temelini oluşturan
DNA’nın gizemini açıklayan Watson ve Crick’i. Refahımıza bu kadar büyük
katkı sağlayanlardan hiçbirisi ekonomik sistemimiz tarafından en çok
ödüllendirilenler arasında yer almıyor.
Bunların yerine gelir dağılımının zirvesindeki insanlar öyle ya da
böyle iş hayatı dâhileri. Steve Jobs veya arama motorları ve sosyal
medya yenilikçilerinin kendi alanlarında dahi olduğunu iddia edenler
olabilir. Jobs ölümünden önce Forbes’un dünyanın en zengin milyarderleri
listesinde 110. sıradaydı, Mark Zuckerberg 52. Ama bu “dâhilerin” pek
çoğu imparatorluklarını Forbes listesine hiç çıkmayan World Wide Web’in
(İnternet Sunucular Ağı) mucidi Tim Berners- Lee gibi devlerin
omuzlarında inşa ettiler. Berners-Lee milyarder olabilirdi ama olmamayı
seçti, fikrini ücretsiz olarak erişilebilir kıldı ve bu da internetin
gelişimini büyük oranda hızlandırdı.
Gelir dağılımının tepesindekilerin başarılarına daha yakından bir
bakış, dehalarının epeycesinin, piyasa gücünü ve diğer piyasa arazlarını
suiistimal etmenin daha iyi yollarını tasarlamakta ve birçok durumda,
siyasetin daha genel olarak toplum için çalışmaktansa kendileri için
çalışmasını sağlamanın daha iyi yollarını bulmakta yattığını gösteriyor."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder