"Arzu, saf ve farklılaşmamış egonun kendi kendisinin bilincine varması bakımından asli öneme sahip bir Hegelci kavramdır." (M.K.A.)
Günümüzün bireyleri için bu sürecin tersine işlediği söylenebilir sanırım. Mevcut psikolojizmin de etkisiyle sürekli bir regresyonla geriye giderek bir bilince varmak yaygın bir hale gelmiş durumda. Yani arzu üzerinden bir bilince varmak yerine varıldığı düşünülen bilinç üzerinden arzular sürekli tanımlanıyor ve çeşitleniyor. Oysaki bu hal, bitmek bilmeyen bir kendini yeniden keşfetme fantezisinden başka bir şeye hizmet etmiyor. Sonuç olarak ortaya çıkansa çok sofistikeymiş, çeşitlenmiş ve pek çok olasılığı, durumsallığı bir arada barındırıyormuş gibi görünen egolar. Bu egoların oluşturduğu dünyada bir tutkuyu işaret edecek bir şekilde arzunun nesneleri yerine duygusal pekiştiricilerin ve contingent olana yüklenmeye çalışılan anlamların öncelik olması hiç de tesadüf değil. Zira böylesi egoların birbirlerine tahammül etmeleri anca böyle gerçekleşebiliyor. İnsana özgü tutku hallerinin asıl kaynağı olan arzudan kopup detaylara ve hiç bitmeyecekmiş gibi görünen zihinsel aydınlanmalara (monotonluklara) boğulmuş bir halde gitgide anonimleşmesi günümüzün sıradanlığının hikayesini oluşturuyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder